Ekonomide Fırtına Başlıyor: Eylülde Büyük Kriz Sinyalleri!

Türkiye ekonomisi, her yıl eylül ayıyla birlikte hareketlenen döneme bu kez daha zorlu koşullar altında giriyor. Enflasyonla mücadelede istenilen başarıya ulaşılamaması, faizlerde hızlı indirim beklentisinin artması ve Merkez Bankası’nın manevra alanının daralması, piyasaların belirsizliğini artırıyor. Son dönemde yaşanan aşırı borçlanma ve Hazine’nin biriktirdiği devasa nakit rezerv, ekonomi çevrelerinde “büyük bir krize karşı hazırlık” şeklinde yorumlanıyor. Ancak ekonomiyi yalnızca makro veriler değil, artan iç ve dış siyasi riskler de baskılıyor. CHP Kurultayı’nın iptali ve olası kayyum atamaları gibi siyasi gelişmeler, toplumun geniş kesimlerinde yeni tepkilere yol açabilir. Bu risklerin, ekonomik güven ortamını daha da zayıflatması ihtimali gündeme geliyor.
Siyasi Riskler ve Suriye Tehdidi
İç politikada gerilimi yükselten tartışmaların yanında, Suriye ve Gazze’deki gelişmeler de ekonomik tehditleri büyütüyor. İsrail’in saldırılarının artması ve Suriye’de üniter yapının zayıfladığına dair işaretler, Türkiye’nin hem dış politikada hem de ekonomide yeni risklerle karşı karşıya kalmasına neden olabilir. ABD ve İsrail ile gerilimin tırmanması, yabancı sermaye girişini frenleyebilir ve rezervler üzerinde baskı oluşturabilir. Ayrıca Suriye’de Kürt bölgesinin özerklik taleplerinin yükselmesi, içeride yürütülen çözüm süreci için büyük bir tehdit olarak öne çıkıyor. Çözüm sürecinin bozulması ise silahların bırakıldığı dönemin sona ermesine, güvenlik sorunlarının yeniden gündeme gelmesine ve toplumsal tepkilerin büyümesine yol açabilir. Tüm bu tabloya, siyasi otoritenin yanlış kararları ve ekonomik programdaki gecikmeler de eklenince, ekonomide istikrar sağlanması her zamankinden daha zor hale geliyor. Önümüzdeki sonbahar, hem siyasi hem de ekonomik açıdan Türkiye için kritik bir döneme işaret ediyor.